17 Ocak 1909 tarihinde yapılan ilk santradan beri, Fenerbahçe - Galatasaray maçları futbolun aslında
sadece futbol olmadığının en önemli göstergesi oldu.
100 yılı aşkın bu rekabette iki ezeli rakip defalarca karşı karşıya geldi.
Çarşamba günü oynanan derbi hakkındaki yazının giriş cümlesini bu şekilde düşünmüştüm.
Sonra, hemen sildim…
Çok klişe gelmişti.
Oynanan futbolun böyle olacağını bilseydim, üzerine bu kadar düşünmezdim.
Derbisiz futbol olmaz ama, maalesef futbolsuz derbi olabiliyor.
Çarşamba akşamı oynanan derbi de maalesef futboldan başka her şeyi seyrettiğimiz bir maç olarak
tarihteki yerini aldı.
Nispeten ortada geçse de, Sneijder’ın önderliğindeki Galatasaray’ın daha olgun ataklarına şahit
olduğumuz bir ilk yarı izledik.
Podolski’nin uzaktan şutlarına ve Carole-Yasin ikilisinin kendi kanatlarından yaptıkları bindirmelere
karşılık olarak,
Volkan Şen’e ver çalım atsın, Nani’ye ver topu ezsin taktiği ile cevap vermeye çalışan Fenerbahçe çok
da başarılı olamadı.
Gökhan Gönül’ün futbol ile alakalı olmayan bir kararla yedek bırakılması ise en çok Galatasaray’a
yaradı.
Pereira’nın taktiğinden dolayı kanları çekilmiş olan Fenerbahçeli futbolcular ise, Podolsky golü
bulduğunda şaşkınlık belirtisi bile gösteremediler.
İlk yarı bu şekilde biterken, izleyenleri ömürlerinden harcadığı nedensiz bir 45 dakika ile baş başa
bırakan futbolcular ve hakem haklı bir gururla sahayı terk ettiler.
İkinci yarıya ise Pereira, geri düştüğü maçta takımının istikrarı bozulmasın diye geride devam ettirmek
istediğinden olsa gerek, harika bir taktikle sahaya çıktı…
Biz alıcılarımızın ayarlarıyla oynayıp yanlış gördüğümüzü zannederken, o çoktan Van Persie’yi çıkartıp
yerine Fernandao’yu almıştı bile.
Fenerbahçe’nin sadece tek forvetle oynayabileceğinin inadını kendinden önceki çoğu teknik direktör
gibi sürdüren Pereira, bir kez daha gönüllerde taht kurmayı başardı.
Sneijder’ın sakatlanıp ikinci yarıya Chedjou ile çıkmasıyla birlikte Galatasaray orta sahası çöktü ve
Fenerbahçe Pereira’ya rağmen Galatasaray üzerinde baskı kurmaya başladı,
diyorduk ki,
Alper Potuk’u çıkartıp yerine 111 gündür oynamayan Lazar Markovic’i sokan Pereira, geride kalmak
gereken hamleyi yaptı.
Galatasaray’da ise son zamanların formda oyuncusu Sinan Gümüş ise yeterince katkı gösteremeyince
yerini Sabri’ye bıraktı.
Sabri ne kadar kıymetli bir takım oyuncusu olduğunu girer girmez gösterdi ve Galatasaray’a hareket
getirdi.
İsabetsiz ortalarıyla Fenerbahçe’nin kanatlarını Galatasaray defansına ihtiyaç duymadan kilitlemeyi
başaran Şener ve Hasan Ali ise iyi niyetli uğraşlarını bir faydaya dönüştüremediler.
Şener’in yerine giren Gökhan Gönül ise, isteksiz ve formsuz bir görüntü çizince, Fenerbahçe için
umutlar iyice tükendi.
Galatasaray’ın 1-0 üstünlüğüyle biten maçtan geriye kalanların ise futbol ile bir alakası yoktu.
Hakemler,
Yöneticiler,
Polemikler,
Sahaya atılan yabancı maddeler…
Futboldan başka her şey konuşuldu.
En azından ortada, aldığı için Galatasaray’ı tebrik edeceğimiz bir kupa vardı…
Sonuçta, derbi futbolsuz kaldı.
İşin kötüsü,
derbisi bile böyle olan futbol, ileride seyircisiz kalırsa ne yapacağız, onu kimse bilmiyor.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.